-->

Türkiye'nin Premier Spor Kanalı "S SPORT"

Ülkemizde spor ilgiyle takip edilir. Bu nedenledir ki; ülkemizde medyanın bir kısmını spor medyası oluşturmaktadır. Eskiden sporu ulusal kanallardan izler, Ana Haberlerden sonraki spor bültenlerini ilgiyle takip ederdik. Artık günümüzde spor kanalları sayesinde istediğimiz an istediğimiz spor olayını takip edebiliyoruz.

Ülkemizin önde gelen içerik sağlayıcı medya kuruluşlarından olan Saran Medya Grubu, 2016 Rio Olimpiyatları’nın Türkiye’deki yayın haklarını elinde bulunduruyordu. Hiçbir TV kanalıyla anlaşma sağlanmamış ve Rio Olimpiyatları’nın yayınlanmaması söz konusuydu. Spor alanında gelişmekte olduğunu iddia eden ülkemizde Olimpiyat yayını olmayacaktı ve bu çok utanç verici bir durumdu. Ta ki; Saran Medya’nın olimpiyatları YouTube üzerinden yayınlanacağını açıklayana kadar eleştiriler ardı arkasını kesmemişti. Ülkemizde bir spor olayı YouTube üzerinden yayınlanacaktı ama ayıbımız yine de örtülmeyecekti. Olimpiyatların başlamasına saatler kala TRT ile anlaşılmış, Olimpiyatlar ve Paralimpik Olimpiyaları Hem TRT Hem de YouTube üzerinden yayınlanacaktı.

Saran Grubunun YouTube üzerinden yapmış olduğu Olimpiyat yayınları gayet başarılı bulunulmuştu ki; yeni spor kanalı açma fikri doğmuştu. Eylül sonu ekim başı gibi duyurusu yapılmış kasımda yayına başlayacağı açıklanmıştı yeni kanalın. Kasım ayına gelindiğinde açılan bir kanal yoktu. Kanalın açılması ileri bir tarihe ertelendiği açıklanmış, ne zaman yayına başlayacağı belirtilmiyordu. Aradan epey zaman geçti ve nihayet yeni spor kanalı “S Sport” 18 Mart 2017 saat 00:00’da “Türkiye’nin Premier Spor kanalı” sloganıyla yayına başladı ve ilk yayını UFC Dövüş Gecesi oldu.
S Sport’ta; Başta İngiltere Premier Lig, Amerika Basketbol Ligi, (NBA) Formula 1, MotoGP gibi organizasyonlar yayınlanacak olup, S Spor’u Digiturk 87. D-Smart 78 ve Turkcell TV+ 77 NO’lu kanaldan spor paketlerine sahip olmak kaydıyla izleyebileceğiz.

Maçların çoğunu ücret karşılığında izleyebiliyoruz. Oysa ki; her ligin belirli bir sayıda karşılaşmaları açık kanaldan yayınlanmalı ki bazı ligler yayınlanıyor. Fakat bir futbol sever olarak İngiltere Premier Lig , İspanya La Liga, Almanya Bundesliga gibi çok ilgi gören liglerin de açık kanaldan belirli sayıda maçların yayınlanması taraftarıyım.

Livaneli 50. Yıl "Bir Kuşaktan Bir Kuşağa"

Efsaneler arasında yerini sabitleyen isimlerdendir Livaneli. Yaptıklarıyla hayatımıza bir anıt gibi dikilmiş ve her gün önünden geçerken selam verdiğimiz amcamızdır. Onu tanımlarken müzisyen, senarist, politikacı, yazar ve yönetmen gibi unvanlar kullanabiliyoruz. Onların yanı sıra abi, amca yerine göre de babalık ettiği hallerde olmuştur. Sanat hayatında geride bıraktıklarıyla, geleceğimize ışık tutmasıyla tanıyoruz.

20 Haziran 1946 yılında Konya'da doğmuştu. Tam adı, Ömer Zülfü Livanelioğlu'dur. Edebiyatta, sinemada, siyasette pek çok başarıya ulaşmıştır. Her biri için ayrı bir başlık açılabilir. Biz müzisyen yanını naçizane anlatmaya çalışalım. Birçok albümün sahibi olan Livaneli, çeşitli filmlerin müziklerine de imzasını atmıştır. 300'e yakın besteye ve 30 film müziğine hayat vermiştir. Sayfanın en aşağısında albümde yer alan şarkı/sanatçı listesi yer almaktadır.

Efsane sanatçılar için yapılan saygı albümleri, anma albümleri her zaman favori albümlerim arasında yer almıştır. Livaneli'nin sanatta 50.yılını kutlamak için yapılan bu albümde 50 şarkı (birde bonus şarkı) ve çeşitli sanatçılar yer almaktadır. Birbirlerinden çok farklı tarzlarda müzik yapan sanatçıların böyle bir çalışmada bir araya gelmesi lezzetli bir emek ortaya çıkarıyor. Diğer saygı albümlerini gölgede bırakacak gibi.

Bu tür projeler içerisinde yapılan en büyük prodüksiyon özelliğini taşıyor. Livaneli'nin 50 şarkısına yeniden yorum katan sanatçılar ve şarkıları şunlar (benim en beğendiklerim):


Hepsi birbirinden enfes bu şarkılardan "tekrar tekrar" dinlemek hissi uyandıran küçük bir sıralama yaptım. Bunların en başında gelen isim, Nazım'ın şiirini seslendiren Ceylan Ertem'dir. "Kız Çocuğu" şiirini, Fazıl Say ve Genco Erkal'ın "Nazım Oratoryosunda" dinlerken, pembe elbiseli kız çocuğunun sesinden, bir orada bu kadar etkilenmişimdir birde Ceylan'ın buğulu sesinden dinlerken... Konserlerinde bu şarkıyı istisnasız seslendirmekte olduğunu duydum.
"Hiroşima'da öleli, oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar."

Jehan Barbur... Bu sesle tanışmak bir lütuf olduğunu düşünüyorum. Sesindeki tonun hafifliği ve dinlendirici etkisi dinleyiciyi hipnotize edici düzeydedir. Livaneli'nin "Bulut mu Olsam" şarkısına yeni bir yorum kazandırmış ve nakaratıyla bizi hüzünlere doğru demir almaya sürüklemektedir. "Deniz olunmalı oğlum" sözleriyle dönemine atıf yapan Livaneli'nin bu şarkısı en iyiler arasında.
"Bulutuyla gemisiyle balığıyla yosunuyla
Bulutuyla gemisiyle deniz olunmalı oğlum"


Fazıl Say gibi bir sanatçının böyle bir projede yer alması gerçekten kalitenin ne denli yüksek olduğunu gösteren en iyi işaretlerden biri olmuş. Serenad Bağcan ile Fazıl Say'ın yolları "Nazım Oratoryosunda" kesişiyor. Bağcan çok sesli koronun kadrosunda yer alıyordu. Bu albüme baktığımızda şimdiyse karşımıza solo sesiyle çıkıyor. "Yiğidim Aslanım" diyerek. Bu şarkı bir çok sanatçının veda ve anma törenlerinde bizi hüzünlendiriyor.
Ne bir haram yedi ne cana kıydı, Ekmek kadar temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydi, Yiğidim aslanım burda yatıyor





Ahuzar müzik grubunu ilk kez bu albümle beraber duyduğumu itiraf etmek isterim. Grubun solisti Özge Öz Erdoğan "Nefesim Nefesine" şarkısını seslendiriyor. Şarkının bir çok kez başka sanatçılar tarafından seslendirildiğini biliyoruz. Fakat hepsi bir yana duruversin grup solistinin sesi kadife bir his bırakıyor içimizde, oldukça başarılı bir yorum olmuş. Grubun şimdiye kadar iki albümleri var, başarılarının devamını diliyoruz. Takipteyiz.
"Nesine yar nesine, ölürüm ben sesine
Bir daha vursa idi, nefesim nefesine "

Selda Bağcan gibi bir ustanın da albümde yer alması çok hoş olmuş. Türk halk müziğinin ve protest müziğin önde gelen isimlerinden biri olan Selda Bağcan, müzik yaşamına 1971'de başladı. 1948 Muğla doğumludur. Bu albümde "Çırak Aranıyor" şarkısını seslendirdi. Bu şarkı üzerine çok yakışmış. Sevgilerimizi gönderiyoruz.
"Sevda ne yana düşer usta, Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana, bana mı,, Düşer usta?"

Mert Fırat, Ankara Üniversitesi Tiyatro bölümü mezunu başarılı oyuncu. Bazı organizasyonlarda şarkı söylediğine rast geldik. "Bir Varmış Bir Yokmuş" filminde hem oynadı hem de şarkılarını söyledi. Şimdiye karşımıza, Livaneli'nin en bilinen şarkılarından olan " Güneş Topla Benim İçin" şarkısını seslendirmiş. Bu şarkının yeri benim için ayrıdır. Sanıyorum dinlediğim ilk Livaneli şarkılarından biri olma özelliğini taşıyor.


"Geceleri Gökyüzünden Canım

Güneş Topla Benim İçin"



Müzik dünyasına giriş yaptığı ilk günden buyana ilgiyle takip ettiğim sanatçılardan biridir. Albüm kayıtlarında sesini bu kadar net duyabildiğim için dinlerken her zaman keyif almışımdır. Eski albümleri şahane, şimdikilerse yine güzel... Farklı bir yorum olmuş "Karlı Kayın Ormanı" için ama bu şarkıyı bir kadın sesiyle dinlemek ayrı bir tat vermiş diyebiliriz herhalde.

Yedi tepeli şehrimde bıraktım gonca gülümü.
Ne ölümden korkmak ayıp, ne de düşünmek ölümü.


Zuhal Olcay, 1998 yılında söylediği "Ankara'da aşık olmak zor iki gözüm" şarkısından sonra benim için farklı bir boyut kazanmıştır. Nazım Oratoryosunda da söylediği şarkılarla o boyutu genişletmiştir. Kendilerini çok severim, sayarım. "Sevdalı Başım" şarkısını da bizlere söylediği için ayrıca mutlu olduğumu söylemeliyim. Var ol.
Ah benim sevdalı başım. Ah benim şair telaşım
Ah benim sarhoşluğum. Ah çılgın yüreğim
Sus artık uslandır beni

Şevval Sam'dan herhangi bir şey dinlemek bile güzelken "Hoşçakal Kardeşim Deniz" şarkısını dinlemek ayrı bir güzel olmuş. Livaneli'nin Deniz'lere selamı var. Denizlerin bizlere söyleyecekleri var.
"Biraz daha umutluyuz! Biraz daha adam olduk.
İşte geldik gidiyoruz. Hoşçakal kardeşim deniz "

İsmini sevdiğim ve hep seveceğim gruptur Yeni Türkü! İsimlerini şair/yazar Yaşar Miraç'tan almışlardır. Yeni Türkü'nün solisti Derya Köroğlu tarzıyla benim nezdimde sağlam bir sempatiye sahiptir. Grubun dinlediğim her şarkısı hep tazedir, hep yeni, hiç eskimiyor gibi. Livaneli'den "Gözlerin" şarkısını söylediler. Kusursuz...
"Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış.
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi 
Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek.
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken"

Bunca güzel şarkıyı bizlere sunduğun için teşekkürler Livaneli! 50.sanat yılını tekrar tekrar kutlarız. Şarkıların ve bestelerin sonsuza dek bir kuşaktan diğer bir kuşağa durmaksızın yaşayacaktır. Çünkü iz bırakanlar unutulmaz Livaneli!

1.Günlerimiz - Sezen Aksu
2.Merhaba - Candan Erçetin
3.Belalım - Sıla
4.Çırak Aranıyor - Selda Bağcan
5.Gün Olur - Yaşar
6.Leylim Ley - Kardeş Türküler
7.Zor Yıllar - Funda Arar
8.Gözlerin - Yeni Türkü
9.Sevda Değil - Linet
10.Dağlara Küstüm Ali - Aynur
11.Güneş Topla Benim İçin - Mert Fırat
12.Çok Uzak - Melihat Gürses
13.Sevdiceğim - Bekir Ünlüataer
14.Bana Bir Şarkı Söyle - Tuna Velibaşoğlu (Seksendört)
15.Yalnız İnsan - Özgün
16.Sevdalım Hayat - Çocuk Kalbim Seni Söyler Korosu
17.Veda Film Müziği - Henning Schemiedt & Ulrich Maiss (Ekstra Parça)
18.Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor - Fazıl Say & Serenad Bağcan
19.Memik Oğlan - Kubat
20.Sevdalı Başım - Zuhal Olcay
21.Saat 4 Yoksun - Suavi
22.Sürgün - Aynur Aydın
23.İstanbul'u Dinliyorum - Teoman
24.Sus Söyleme - Yonca Lodi
25.Böyledir Bizim Sevdamız - Gece Yolcuları
26.Bir Yelkenlim Olsaydı - Nükhet Duru
27.Kardeşin Duymaz - Feridun Düzağaç
28.Nefesim Nefesime - Ahuzar
29.Mektup - Mehmet Erdem
30.Hoşçakal - Şevval Sam
31.Asya - Afrika - Halil Sezai
32.Bulut Mu Olsam - Jehan Barbur
33.İçimden Biri - Fırat Tanış
34.Kuşların Vurulduğu Zaman - Rojin
35.Özgürlük - Kenan Doğulu
36.Eski Tüfek (Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli) - Erkan Oğur & İsmail Hakkı Demircioğlu
37.Karlı Kayın Ormanı - Göksel
38.Kan Çiçekleri - Haluk Levent
39.Mayın - Cengiz Özkan
40.Atlı - Onur Akın
41.Yangın Yeri - Harun Tekin
42.Neylersin - Sevcan Orhan
43.Nurhak - Hüsnü Arkan
44.Hoşgeldin Bebek - Bulutsuzluk Özlemi
45.Kız Çocuğu - Ceylan Ertem
46.Yalnızlık - Selçuk Balcı
47.Akdeniz - Ata Demirer
48.Duvarlar - Seyfi Yerlikaya
49.Gökkuşağı - Özlem Taner
50.Merhaba (Kürtçe) - Ciwan Haco
51.Memleket Kokulu Yarim - Kardeş Türküler

Oğuz Atay'dan Tutunamayanlara Kısa Notlar

"Beni anlamalısın… Çünkü ben bir kitap değilim. Öldükten sonra kimse beni okuyamaz. O yüzden yaşarken anlaşılmaya mecburum."     Ve bu yüzden merak ettiğin ne varsa ya şimdi sor ona, yada unut gittiğin bir yerde. Uzun yolculuğun olursa al beni de yanına, daya başını camlara, sen oturduğun yerde hareketsiz, geride kalan herşey ters yöne koşuyor..

"Ne yeniden yaşamak mümkün, Ne de yaşadıklarını silebilmek..."
     Düz bir zaman çizgisi üzerinde geriye dönüp bakmaya müsaade var fakat geriye dönük düzenlemeler yapmak nefes aldığın ilk günden itibaren yasaklanmıştı. Ne kadar az hata yaparsan, o kadar daha hata yapma olasılığın artacaktı. Yani normal olanı yaşıyoruz. Bol hatalı, bol yanlışlı.

"Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. Ya hiç sevmemişsem bugüne kadar?"
     Sende haklısın ve hiç emin olamadığın şeylerle yaşamaya devam ediyorsun. Yaşamak senin için boşa kürek çekmek gibi bir şeye benziyor gitgide. 

"Zaman herşeyin ilacı ise, fazlası intihara girmez mi?"
     Kanına karışmış zehri fark edene kadar her şey için artık çok geç olmuştur. Acı çekmeden ölmenin diğer adına "zaman" diyorlar. Onca anlatı sanatının hiçbirinde zamanın işe yaradığı görülmemiştir. Yeni bir deneye gerek olduğunu düşünmüyoruz. Ayrıca zaman seni değil, sen zamanı yönet. 

"Tereddütlerin resimlerini çizerdim yüzlerine bakarak. Soluk ve düz çizerdim."
     Tereddüt eşittir korku. Korku eşittir yanlış eylemlere. Sonsuz bir denklem kurulabilir. Çözdükçe iki katına çıkan bilinmezler. Bir kararsızlık peşinde birçok olasılığı taşır. Neresinden tutarsan tut elinde kalan cinslerden. Tereddüte düşmemek elde mi? Hayatını yeniden şekillendireceğin kararlarda özellikle? Fazla karmaşık olmaması için düz çizgiler, gözünüze çok dokunmasın diye soluk çizgiler... En azından hafifletir sizi. 

"Kelimeler, kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor."
     Bir kelime seç. Sesli olarak beş, on, yirmi kere söyle. Duydun mu? Hiçbir anlamı kalmıyor. İstersen saatlerce kendi kendine söyle, yüksek sesle söyle... Nasıl istersen öyle söyle. Olmuyor görüyorsun değil mi? Doğru zamanda, doğru kişiye, doğru kelimeyi de denk getirebilmek büyük marifet olsa gerek. 

"Yaşantısının kısır çemberini yırtmalıydı."
     Tutturmuşsun ille de bu diye. Tamam yine o olsun. Ama sen bide farklı bir açıdan bak. Aynı şeyi farklı göreceksin. Belki daha fazla sevecek yada ondan vazgeçeceksin. Sabit fikrin tanımı seninki değil. Birazcık persfektif meselesi...

"Birlikte oldukları zamanlar içinde gene yalnızlıklarını yaşıyorlardı."
     Bunun tek bir açıklaması olabilirdi. Uzun yıllar boyunca yalnız yaşamış iki insanı, bir odaya hapsetsen bile alışa gelmiş yalnızlıklarını bir çırpıda kenara atamazlar. Der ki yalnızlıkları, sen yokken, biz vardık. Ne diyebilirsin şimdi? Yalnızlara, yalnızlıklarıyla vedalaşmaları için izin vermek gerekir. Sen beklemesini bilirsen, O zaten seninle gelecektir. 

"Oysa sen, yalnız kafandakilerle ilgilisin. Beni görmüyorsun."
     Bu bir gariptir. Önce düşünceler içinde doğrusunu bulmaya çalışırsın, karar vermek istersin, iyice bir süzersin, tam olarak "bu!" dediğin anda başka bir sonuca ulaşırsan, tekrar en baştan başlarsın, işin içinden çıkmak zor olur. Şu kafalardaki doğruları tek seferde bulabilsek, seni bu kadar bekletip, nezaketsizlik etmezdik. 

"Kurduğum hayaller, bir bekar odasının dağınıklığına boğuldu..."
     "Odalarda ışıksızım" diye başlamak istedim. Bu odanın belli noktalarında hatıraların var, bir müddet kokun kaldı mesela. duvarlarda sesinin tonu, dokunduğun yerlerde izlerin. Tüm bunların üzerine biraz hayalini serpiştirdim. Gerisi gelmedi. Gelmeyince tek başlarına tutunamadılar, boğuldular. 

"Aç bakalım şu radyoyu belki sevdiğin bir şey çalıyordur..."     
     Radyo dinlemeyi severim bilirsin. Çalan güzel şarkı olursa yanına seni de eklerim... Biraz da kırmızı şaraptan...

"Neden bazı insanlar, bazı şeyleri hiç bilmiyorlar? Duysalar, dinleseler, hatta karşılarında görseler bile bilmiyorlar."
     Bunun tahlilini yapmak güç olacak biraz. Aslında bakılırsa zor olanı yapıyorlar. Benim yapamadığımı yapıyorlar mesela. Bildiklerimi bilmemezlikten gelemiyorum. Gördüklerimi yok sayamıyorum, duyduklarımı nasıl unutabilirim? Seni nasıl ıskalayabilirim?

"Daha kaç kez ıskalayacağız hayatı Olric? / -Oklarımız bitene kadar efendimiz."
     Cephanesi sayılı olanların şanslarıda kısıtlanır. Tam on ikiden vurmak diye bir deyim var. Kovan kovan bal yiyenlerin başına bile gelemeyen deyimlerden. Sahi kim için söylemişler bunu? Baktığın zaman görüyourz ki, herkes hedefi vurmak konusunda tam anlamıyla altın madalyalık bir beceriksiz. Elinde yayı, sırtında oklarıyla beklemede olanlara not: tadını çıkarın ne vuruyor, nede vuruluyorsunuz. 

"Descartes düşündükçe var olduğunu söylüyordu, oysa ben düşündükçe yok oluyorum.."
     Belli ki Descartes Bey için aşkı yaşamak mümkün olmamış sayın okuyanlar. Eğer bunu yaşamış olsaydı şöyle de bir ekleme yapabilirdi: "Düşüncelerim bir yerde kilitlenip kalıyor, öyleyse aşık oluyorum"

"İyi geçinmek, iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur."
     Tespit yerinde. Teoriden geçer. Uygulamada kalır. Bütünleme sınavlarına çalışmakta fayda var. Böylece eksiklerini görür, düzeltmek için yeni bir şansın olur.

"Ne zoruma gidiyor biIiyor musun OIric? O’na yazdıkIarımı o’ndan başka herkes okuyor. "
     Olasılıkların bir gün gerçekleşmesi ile yetiniyor olmak, evrenin bize tepeden bakıp kahkaha atarak gülmesinden başka bir şey ifade etmiyor olabilir. Bakın yine olasılık ihtimalinden bahsediyoruz. Öyleyse? "Her zaman bir ihtimal daha vardır" deyip, toprak yoldan asfaltlanmış dört şeritli ana yola çıkartıyorum sizi. Trafiğin akışını bozmadan, gelin bu tarafa doğru. 

"Anlamasan da olur. Kimse anlamasa da olur. Gerçek hürriyet budur. Ben anlıyorum. Anlatamasam da olur." 
     Aslında tam olarak insanın kendisini bilmesiyle alakalı bir durumdur. Kendine sorduğun sorulara takır takır cevap verebiliyorsan, alâ. Gerisi mühim değil,tescillidir. Yine de bilse güzel olur.

"Yağmur yağıyor Olric ıslanıyor her taraf, ağlasak anlarlar mı? / –Anlamazlar efendimiz…"
     Normal zamanda, hava güneşliyken, bahar gelmişken, kuşlar göç ederken, mevsimler değişirken, kışın üşürken, hikayelerin sonunda, çilingir sofrasından sonra, uykudan önce, rüyalarda, günaydın derken, gözler seni ararken, sen yokken... Tüm bunlar yaşanırken beni anladın da, yağmurlu günde ağlamışım onu mu fark edeceksin? 

"Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok."
     Çok kırıldık, büyük kırıldık, kırıldığımız yerden de ayrıldık. Bunları biliyorsun. "Şimdi uyu... Biraz uyu. Kurşuna dizilmiş yalnızlığın yanına uzan ve biraz uyu." Her şey yoluna girdiğinde sabah uyanıp birbirimize "günaydın" diyebilelim.

"Belki yarın sabah soğukta uyanmanın bir anlamı olur. Sana çay pişirmek gibi..."
     Bunu sevdim. Zaten kahvaltıyı da severim. Sabah, öğlen, akşam... Yanına çay... Severim. Seninle içerken daha anlamlı olacaktır. Ve Süreya'nın dediği gibi "bize iki çay! biri açık olsun, o öyle severdi"

"Çok şey vardı anlatılacak. O yüzden sustum. Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı. Sen duydun mu sustuklarımı?"
     Yazdıklarımı okuduğuna göre (burada okuyucu kendinden şüphe etmekte), sustuklarımı da duymuş olman gerekiyor (okuyucu düşüncelerini dizginliyor). Kelimeler demiştik ya az önce, hani bazı anlamlara gelmeyen kelimeler. Biraz öyle, biraz böyle... Susmak daha değerli geliyor bana. Bazende böyle konuşmak. Ama seninle değil, senin duyma ihtimalinle... Okuyucu daha çok susuyor şimdi.

"Çaresizlik yüzünden birçok şeyin anlamı kayboluyor. Sen olmadıktan sonra sana yazılan mektup ne işe yarar?"
     Kaybolmak dediysek öyle "sonra bulurum" türünden bir kayboluş değil bu. Toz olmak gibi evrende her gün başka bir gezegende uçmak gibi. Uçuk bir şey. Mektuplarda öyle işte... Kayboluyorlar sürekli, hemde okunamadan. Okuyacak biri olmadan. Şöyle bir sözde "Teşekkürler,bir zamanlar beni cok sevdiğin için. Bu mektup da olmadı,kelimeler toparlanmadı,işte şimdi çöpe gidiyor. Yinede mektubuma son verirken. Seni her zaman çok seven, Ben.." demek yerinde olurdu.

"Ölüm değilse bizi ayıran; yazık olmuş. "
     Her son bir yeni başlangıç diyorlar. Her yeni başlangıca seninle birlikte başlamak dileğiyle o zaman. Hiç ayrılmamak ümidiyle...

"Bütün hayatınca konuştu. Sonunda tutunamayanlar diye bir söz çıkarabildi ortaya: bir tek kelime."
     Öyle değerli ki... Anlatıyor bizi.

Bana Sevmeyi Anlat - Dizi Analizi

Standart Türk dizilerinden farklı olması hevesiyle takibe aldığım bu yapım da ilk başta işler yolunda gidiyor gibi görünüyor olsa da, belli bir kısır döngüye hapsolması gelecek bölümlerin ışığını söndürmüştü. Nitekim geçtiğimiz hafta final yaptıklarını gördük. Sanki final için ani bir karar alınmış gibi o kadar aceleye getirilmiş bir final izledik ki, tamamen fiyasko olarak dizinin adının kenarına çentiği koyuyorum. 

Yönetmenliğini Mesude Eraslan’ın yaptığı, senaryosunu Deniz Akçay’ın yazdığı Ay Yapım ürünü yerli dizi. Başrollerinde Mustafa Üstündağ, Kadir Doğulu ve Seda Bakan’ı izledik. Üstündağ için dopdolu bir geçmişi olduğunu söylemek yanlış olmaz. 11 Şubat 1977 Mersin doğumlu tiyatro oyuncusu, birçok dizi ve filmde rol almıştır. Kadir Doğulu, Küçük Sırlar (2010), Pis Yedili (2011-2013), Muhteşem Yüzyıl Kösem (2015-2016) gibi dizilerde karşımıza çıkmıştır. 19 Nisan 1982; Mersin doğumludur. Dizinin kadın başrol oyuncusu Seda Bakan, 10 Ekim 1985 doğumludur. Birçok dizide rol almıştır. Adanalı (2008), Geniş Aile (2009), dizilerinde yol almış ama ismini Behzat Ç (2010-2013) dizisinde Eda Akkaya rolüyle duyurmuştur. Bu dizi için yapılan iki filmde de rol almıştır. Bunların yanı sıra Zaman Makinesi 1973 (2014) ve Kara Bela (2015) filmlerinde de rol almıştır. 

Kadir Doğulu ve Seda Bakan eşleşmesini genel itibariyle beğenmeyen bir kitle mevcut. Mustafa Üstündağ’ın dizinin amiral gemisi olduğunu iddia edenler var fakat o da yer yer yetersiz kaldığı için dizinin genel reyting oranları istenilen seviyede hiç olamadı. Bu yüzden yayın günü bile değiştiren dizi izlenme oranlarını bir türlü iyi yönde değiştiremedi. Galiba bu yüzden de ani bir final kararı alındı. 

İyiler “iyilikleriyle”, kötülerse “kötülükleriyle” bilinirler. Kötülerin iyilik ettiği, insafa geldiği görülmüştür de, iyilerin kötülük ettikleri pek nadirdir. Bana Sevmeyi Anlat adıyla izleyicileri aşkın saflığına sürükleme niyetinde olan dizi de iyi karakterler bir cinayet sonrasına kurulmuş aile saadetinden faydalanıyorlar. Ellerinden gelen iyiliği tüm cömertliğiyle sergileyen iyi karakterlerimiz, baktılar ki iş güzellikle olmuyor, onlarda yoldan çıkıveriyor. Esas kötü karakteri ortadan kaldırıp imkânsız görülen aşkı yaşamaya başlıyorlar. Oldubitti kıvamında anlatılması da ayrıca eksi puanı hak ediyor. Yan karakterlerin sonları da oldukça muallak bırakılmış. 

Seda Bakan için ayrı bir parantez açmak isterim. Behzat Ç’deki rolüyle “bende buradayım” deyip ismini bizlere duyuran güzel arkadaşımız, Kardeş Payı dizisindeki Feyyza (iki y ile) tüm mahallenin ve kız kardeşi olan abilerin kalbine tek kişilik koltuğuyla kurulmuştu. Kara Bela filminde de izleyicilere bir parmak bal çalıp devamını saklamıştı. Gel gelelim Bana Sevmeyi Anlat dizisindeki Leyla karakterine. Tam 22 bölüm süren dizinin 22 bölümünde de ağlayan bir karakter hayal edin sonra gözlerinizi Leyla karakterine çevirin, doğru adres orası olacaktır. Bu kadar sulu gözlü olmak hiç olmamış Seda. 

Artı taraflarını görmek gerekirse dizi müziklerini başarılı buluyorum. Toygar Işıklı imzası taşıması da bu beğeninin temel sebebidir. Ayrıca Sezen Aksu’dan Tutsak şarkısının dinlemekte pek güzel olmuştu. Özellikle Seda Bakan’ı ve Kadir Doğulu’yu başka çalışmalarda daha başarılı olarak izlemek ümidiyle. Bize Sevmeyi tam olarak anlatamadılar, bu da gün gibi ortadadır.

×

KATEGORİLER:
PROJELER
BİZE ULAŞ:

  • E-Posta
  • okanoztuurk@gmail.com



|| 2011 Tüm Hakları Saklıdır ||