yazaratar

Zeytinli Rock Festivali 2019 Notları

Türk Rock müziğinin en etkin festivallerinden biri de Balıkesir'de yıllardır düzenlenmektedir. 90'dan fazla ismin sahne aldığı festivalde rock müziğin yeni isimleri bir yana dursun, rap dünyasından da oldukça fazla misafirleri vardı. Balıkesir'in Edremit ilçesinde Akçay sahilinde düzenlenen festivalde Milyon Yapım'ın emeği büyük. Umut Kuzey ve arkadaşları tarafından organize ediliyor. Buradan bir kez daha teşekkürlerimizi iletelim. Çünkü festivaller bizim nefes alabildiğimiz ender alanlardan biridir. Müziğin, kampın, denizin ve gençliğin bir arada olduğu alternatif neyimiz kaldı ki? Festival olağan şartlar altından bir takım kısıtlamalarla gölgelense de, zamanla bunların da üstesinden gelinir diye düşünüyorum. Festival alanında saat 22.00'dan sonra alkol satışının yasaklanması bunlardan biriydi. Bu konuda sıkı denetim kamp dışında da vardı. Kamp alanında saat 21'den itibaren bir alkol kuyruğu söz konusuydu. Öte yandan da konserler devam ediyor ve belki de sevdiğin grubu kaçırıyorsun. Bu organizasyonun dezavantajlarından sadece biriydi.

28 Ağustos - 1 Eylül arası tam 5 gün boyunca kesintisiz müzik ve #yüzdeyüz müzik mottosuyla festival 14.30'da start alıyordu. En son sahne 00.30'da başlıyor ve gittiği yere kadar gidiyordu. Zeytinli'de bu sene üç sahne kuruldu. Siyah, Kırmızı ve Akustik sahne... Siyah sahnede Kımızı sahneye göre nispeten daha bilinir gruplar yer alırken Akustik sahnenin de ağır misafirleri vardı.

Tüm bunlardan önce ulaşım, konaklama, yeme-içme ve tuvalet-banyo ihtiyaçları hakkında deneyimlerimi paylaşmak istiyorum. Daha önce kamp tecrübesi olanlar ve hatta Zeytinli tecrübesi olanlar bu kısımları pas geçebilir tabii ki.

Ulaşım:
Şehir dışından gelenler için Balıkesir Akçay Otogarına direk giden otobüs firmalarını kullanmak mantıklı olacaktır. Akçay otogarından kamp alanına yürüme mesafesi uzak, o yüzden dolmuş kullanabilirsiniz. Hemen otogarın önünde bulunan caddede dolmuşlar sık geçiyor. Birkaç arkadaş beraber geldiyseniz yada otogarda bulduğunuz kampçı arkadaşlar ile birlikte taksi kullanabilirsiniz ki biz öyle yaptık. Taksimetre fiyatı daha az yazsa bile sabit ücret tarifesi olarak 25 TL istiyorlar.

Kamp alanına geldikten sonra yürüme mesafesi olarak 700 metrelik bir yol sizi bekliyor olacak. Bu yol üzerinde istemediğiniz kadar seyyar satıcı yer alacak. Kokoreç, köfte, döner, su, bira, tost, sigara, dondurma ve hatta festival bileti satanlar bile yolunuza çıkabiliyor. Bilet kontrolünden geçtikten sonra gişeye gidip, biletinizi veriyorsunuz ardından size festival boyunca kaybetmemeniz gereken ve hasar görmemesi gereken bileklik takıyorlar. Daha sonraki giriş çıkışlarınızda hız kazanmanız için. Bu işlemden sonra güvenlik tarafından çantanız ve üstünüz aranıyor. İçeriye herhangi bir yiyecek ve içecek sokmak yasak. Kapalı olsa bile! sadece açılmamış sigaranızı alıyorlar. Tabii bunu bilmeyen gençler, güvenlik kontrolü esnasında oluşan sıraya içeri sokamadıklarını mecburen paylaşmak zorunda kalıyor. Bayağı bereketli bir bekleyiş olmuştu. Çeşit çeşit sigaralar, poğaça, börek, bisküvi derken kahvaltıyı sırada yapmış olduk.

Alana girdikten sonra ana sahneleri geçi çadır kuracağınız yere ulaşabiliyorsunuz. 27 Ağustos saat 15:00'dan sonra çadırcıların kamp alanına alınmasıyla erken gelenler önlerden yerlerini kapmalarına fırsat veriyor. Biz çarşamba günü yani festivalin başladığı günün sabahında oradaydık. İlk bakışta fazla kalabalık olmayan kamp alanında düz ve temiz bir alan seçip çadırımızı kurduk. Akşama doğru inanılmaz bir çoğalmayla çadırımızın konumunu kaybettik tabii. Tüm alan beklenildiği üzere yeşil, mavi ve beyaz renk yoğunlukta çadırlarla dolmuştu. Hepsi birbirinin aynısı. Çadırınıza giden yolu bir şekilde ezberledikten sonra ertesi gün aynı yolu yine karıştırabiliyorsunuz. Çünkü taşınanlar, göç edenler son güne kadar devam ediyor. Kamp alanının girişinde telefonlarınızı ve powerbanklarınızı şarj edebileceğiniz bir bölüm var. Tek seferlik 8 lira, kamp boyunca sınırsız 30 lira. Powerbanklar için ise bu fiyat 15 lira olarak belirlenmiş. Çadırların en sonunda tuvalet ve duşlar konulmuş. Her ne kadar sabahları sürekli olarak temizleniyor olsa da hijyen konusunda kötüydü. Ki iyi olmasını beklemiyoruz tabii. Duşlarda suyun soğuk ve az akması dışında bir sorun yoktu.

Yeme - İçme
Açık konuşmak gerekirse benim en merak ettiğim bölüm burasıydı. Kamp dışındaki fiyatlarla karşılaştırıldığında bence makul fiyatlar vardı. Örneklerle açıklamak gerekirse, orta boy pizzanın 20 lira olması, sandviçin 5 ve 8 lira olarak iki çeşit olması, filtre kahvenin 10 lira olması ki orta boy bardak, ayvalık tost 15 lira ama doyurmadı tabii, pilav-nohut 10 lira, kola, fanta, ice tea 5 lira; Bana kalırsa en pahalı olan suydu. Su 2 liraydı ve günde kişi başı kaç litre içildiğini hesap edemiyorum bile. Merak edilen soruyu yanıtlıyorum bira olarak tuborg çeşitleri vardı. 17 ve 20 lira olarak fiyat belirlenmişti ki sanırım fazla olmuş. Çünkü gençliğin yarısı biralarını dışarı da yarı fiyatına içip öyle geliyorlardı. Benim favorim pizza oldu, hem güzel hem de doyurucuydu.

En önemli şeyi unutuyordum, festival alanında yeme içme bölümünde geçen bir kart veriyorlar size. Telefon numaranız ile kayıt oluyorsunuz ve içine para yükleyip öyle alışveriş yapıyorsunuz. Şifre girmenize gerek olmayan kredi kartı gibi düşünün -tabii ön ödemeli sistemi olan. Bu sayede param kayboldu, çalındı gibi durumların içine düşmeyeceksiniz deniyor. Fakat kartla ilgili bir takım sorunlar yaşanmış duyduğuma göre. Genel olarak mantıklı ve hızlı çalışan bir sistemi var.

Tuvalet - Banyo:
Yukarıda da belirttiğim gibi her ne kadar temizlense de hijyen konusunda sıkıntılı durumdaydı. Kamp alanında alaturka tuvaletler bulunuyordu. Bir de ücretli tuvalet vardı ki, bu benim en sık kullandığım tuvalet oldu, para verince daha hijyenik olduğunu düşünebilirsiniz ama tam olarak öyle değil, Tek avantajı elinizi yıkamak için bir çeşmesi ve sıvı sabunu olmasıydı. Bunun için 1,5 lira verilir tabii. Paralı tuvalet yemek alanında olduğu için sahnelere de yakındı. Öyle aman aman bir kuyruk da olmuyordu. Açık duş alanlarında daha fazla sıra olduğunu söyleyebilirim.

Gelelim asıl mevzuya, Siyah ve kırmızı sahnede şu isimler şu tarihlerde çıktılar, aynı zamanda kısa notlarımı da grupları hemen yanına iliştireceğim.


28 Ağustos Çarşamba 
Siyah Sahne

Mazhar Fuat Özkan (Günün son sahnesi ve en enerjik performanslardan biriydi.)
Selda Bağcan (Ölmeden dinlenmesi gereken, eli öpülesi kadın.)
Cem Adrian (Kendi şarkılarından çok türkülere yer veren, oktav ustası sanatçı)
Pamela (Ne kadar yaşını alıp gitsen de, sen hep İstanbul'un hapsinden kaçan kadınsın)
Niyazi Koyuncu ("Bu şarkı göklere selam olsun" deyip "İşte Gidiyorum"u söylediği an...)
Aydilge (Kadın cinayetleriyle ilgili söz eden ilk sanatçı, sempatik şarkılara sahip.)
Murder King (Sana uzak kaldık affet.)

Kırmızı Sahne
Adamlar (Sistemin çarkına sokulan çomak olarak tanımlıyorum kendilerini.)
Son Feci Bisiklet (Bu grubun ismini seviyorum, kendilerini de konserlerini de sevdim)
Yok Öyle Kararlı Şeyler (Üçüncü yeniler olarak adlandırılıyorlar ya, farklılar bence de...)
Gökcan Sanlıman (Akşam yemeğimi yiyordum, konsantre olamadım.)
Ayben (Benim için hala "benim adım ayben korkun benden" mottolu Ayben Başkan.)
Güney Marlen (Eda Baba'dan sonra solo çalışmalarını beğeniyorum takipteyim.)
Sedef Sebüktekin (Şarkılarından çok dansına ve konuk dansçıya odaklandığım sahne.)
Gelini Öpebilirsin (İsmi çok şeye malzeme olabilecek kadın vokalli taze bir grup, vokalist sahneden sonra aşağı inip fotoğraf çektirdi. Açılış konseri 14:30)

29 Ağustos Perşembe
Siyah Sahne

Teoman (İlk kez 2011'de konserine gitmiştim, o günden sonra bu ikinci görüşmemiz ve gerçekten yıllar geçtikçe daha çekici bir sesi oluyor.)
Mabel Matiz (Festivaldeki yerini kabullenemediğim şarkıcı, fakat iyi insan.)
Feridun Düzağaç (En iyi şarkılarıyla geldi ve geçti... Çocukluğumuz kokuyor şarkılarda.)
Moğollar (Ben Cahit Berkay diyorum, susuyorum.)
Oceans Of Noise (Grubun solisti Sertap Erener, daha ne istenir?)
Fuat (Kendisine ilk defa zeytinli'de yer bulan klasik rapçi abimiz, saygımız var.)
Supernova (Kolay gelsin.)

Kırmızı Sahne
Yüzyüzeyken Konuşuruz (Telesekretere konuşamayanlardanım, Teoman'ı bekliyordum o esnada, uzak kaldım biraz.)
Sena Şener (Konser değildi sanki, daha güzel bir şeydi...)
Nova Norda (Dinazorlar şarkısını çok sevdiğimin grubu ya hu.)
Khontkar (Kafayı çekip geldiği doğrudur, ben beğenmedim ama seveni çokmuş.)
Palmiyeler (Uzaktan dinledim ama fena olmayan grup.)
In Hoodies (Yabancı kaldığım anlardan...)
What da Funk (Antalya'da da izledim seni, güzelsin.)

Pagos (Yeni ve ilgi çekici bir grup, sonuna kadar dinledim, takipteyim.)

30 Ağustos Cuma
Siyah Sahne

Athena (Geç başlayan ve en geç biten konser buydu. Adamlar çalıyor, söylüyor, zıplıyor ne varsa yapıyor, sonlara doğru Şebnem Ferah geldi sahneye, güzelde bir anıydı.)
Duman (Bu adamların canlı performansları başka bir alem, bu altıncı konserimiz oldu.)
Ceyl'an Ertem (Ütopyalar Güzeldir... Sahnede daha çok kalmasını temenni ederdim ama sanırım teknik bir kaç sorun oluştuğu için erken bitirdi.)
Umut Kuzey (Organizasyonda emeği gözardı edilemeyecek isimdir, eyvallah.)
Can Gox (Cem abinin yadigarı gibisin be Can abi. Canlı dinlediğim için mutluyum.)
Çamur 
Piiz (Ben çok çok eskiden beri bilirim seni. Yerin var bizde.)

Kırmızı Sahne
Pera (En iyi sahnelerden birine imza atmış, güzel grup.)
Gülçin Ergül (Festivalde boşluğu doldurmak için çağrılmış gibi. Sesini beğenirim.)
Kül (Severiz kendilerini.)
Yaşlı Amca (Çevremde dinleyen çok kişi var ama daha bana sıra gelmedi.)
Aga B (Genç ve yetenekli olduğunu söyleyebilirim.)
Melike Şahin (Ud çalışına hayran olduğumuz türkü sesli, türk sanat müziği okurcasına, farklı bir kafa)
Lara Di Lara (Antalya'lı olduğunu düşündüğüm kadın, sakin, temiz sesli.)

Alaz Pesen (Tanımıyorum, yorumsuzum. )

31 Ağustos Cumartesi
Siyah Sahne

Şebnem Ferah (Toplamda beşinci konserimiz ve beni en çok etkileyen "Eski" şarkısıdır, bilen bilir.)
maNga (Bu tarzın bence Türkiye'de en iyisi.)
Ceza (2000'lerin başından beri takip ettiğim yegane rapçi, bana kalırsa kralı. Bir çok şarkısına ezberlemediğim halde eşlik ettim. Küçük bir arkadaşımızı sahneye alıp sarılması da efsane hareketti.)
Pilli Bebek (Açık konuşmak gerekirse canlı dinleyeceğim için çok heyecanlı olduğum grupta ama dinlerken o kadar mutlu olamadım. Siz yorgunluğuma verin ama kulaklıktan dinlerken daha bir etkileyiciydi. Gerçi Behzat Ç.'nin etkisi de olabilir hani?)
Aslı Gökyokuş ("Su Gibi" şarkısını söylemediği için her ne kadar üzülsem de ve her ne kadar teknik sorunlar yaşansa da sahnede çıplak sesiyle bize eşlik eden sevgili kadın, çok severim.)
yirmi7 (Grubun solisti Amerikalı.)
Genç Osman Yavaş (Uzaktan dinlediğim kadarıyla, fena değildi tabii.)

Kırmızı Sahne
Melek Mosso (Yan flüt çalışını sevdiğimiz doğal bir insan evladı, konserleri seviliyor.)
Hey! Douglas (Fazla hareketli benim için.)
Sattas (Tarz dışı.)
Ezgi Aktan (Spotify'den takip ettiğim kadarıyla tanıyorum, sahnesi güzeldi.)
The Away Days (...)
Hedonutopia (...)
Narda Afrika (Çok farklı bir tarzları var, ilgimi çekmedi.)

Makas (...)

1 Eylül Pazar
Siyah Sahne

mor ve ötesi (Yuxexes'i bilenler bilir, ilk orada canlı izlemiştim ne heyecanlıydı be!)
Pentagram (Onlar bir efsanedir.)
Bulutsuzluk Özlemi (İzleyemediğim için üzüldüğüm fakat daha önce konserlerine gidebildiğim müthiçş bir grup, tarih kokar, gerçeklik kokar...)
Flört (Ne güzel bir grupsun ya hu!)
Black Tooth (Küfür ettikleri için canlı yayınlanmayan metalciler birliği.)
The Madcap (Sert müziği olan, yetenekli grup.)
Yol Arkadaşları (Cem Karaca'nın içinde bulunduğu son grup, ve Cem Karaca'yı yaşatmak için direnen mis gibi grup.)

Kırmızı Sahne
Fatma Turgut (Otogarda otobüs beklemektedir, Model grubu iken birkaç defa dinledim, umarım hala küz olan sevgilileri telefonla arayıp barıştırmaya çalışmıyordur çünkü seviyoruz kendisini yani.)
Baba Zula (Kamp alanı dışındayım.)
Deniz Tekin (Kadıköy Sahne'de izlemek için özel çaba gösterdiğim insandı, ailecek beğeniyoruz.)
Dolu Kadehi Ters Tut (Hareketli bir grup, oldukça seviliyor, yolları açık...)
Kamufle (Özellikle dinlemek istedim, rap sevmiyor değilim, yeni tarza alışamadım.)
Dilhan Şeşen (Sakin ve tatlı bir hanım solistin sesiyle güneşin sıcağı...)
Sails of Serenity (...)
Sıcak (Gerçekten çok sıcak hava...)


Çekebildiğim en net kareler bunlardı.


Tüm bu sahnelerin yanı sıra bir de Akustik Sahne vardı ama hiç katılamadım. Orada da çok güzel isimler vardı. Bülent Ortaçgil, Jehan Barbur, Halil Sezai, Çelik... Bir sonraki festivalde akustik sahne içinde zaman ayıracağım. Benim için müthiş bir festival oldu. Emeği geçenlere teşekkürler, umarım seneye tekrar görüşürüz.

Organize İşler Sazan Sarmalı Film Eleştirisi

2005 yılında ilk gösterime girmeden önce Yılmaz Erdoğan'ın farklı bir çalışma içinde olduğunu fragmanlardan anlıyorduk. Filmi izledikten sonra ise aslında tüm filmin fragmanlardan ibaret olduğunu anlıyorduk. En kaliteli sahneler arka arkaya dizilmiş ve "buyurun devamı salonlarda" denilmiş. Oyuncu kadrosuna bakıldığında beklentilerin tavanı deldiği doğrudur. Sonuca bakıldığında en kalite kumaş oyuncuların bile vasat rollerde olduğunu görüyoruz bu neden böyle oldu? Demet Akbağ ve Altan Erkekli için bu düşüncelerim geçerlidir. Herhangi biri de oynasa o rolleri beni bu derece gıdıklardı ancak. Ekstra bir aksiyon bekletip, bekleneni vermeyince kırılıyoruz.

Özgü Namal için parantez açmak gerekirse, o temiz aile kızının sinemaya yansıtılmış biçimi olarak güzel bir isim olmuş. Umut rolünü yeterince hissettirdi bizlere. Tolga Çevik için şöyle bir maziye dönüyorum da "hep aynı ama hep iyi" yakıştırmasını yapıyorum. Süpermen Samet rolünde güldüremeyen komedyen tiplemesiyle aslında en çokta ona güldüğümüz bir gerçektir. Hatta dillere dolanan o meşhur esprinin geçtiği sahnede yine onu görüyoruz. (bkz: "araba nerede? -müşteride. para nerede? -yarın getirecek)

Yılmaz Erdoğan'ın yönettiği ve aynı zamanda başrolünde yer aldığı filmin içinde Cem Yılmaz'ın oluşu heyecanı ikiye katlasa da, Cem Yılmaz sahnelerin az oluşu -ki bence bu problem değil ama izleyiciyi ters köşe yapmış olabilir. Nitekim az ve öz görünse de kalitesini en net biçimiyle sergiliyor. Sahnelerinin hiçbirinde gülmemesi de ayrıca alınacak bir nottur. Çünkü güldüren adam.

Genel bir eleştiride şu olurdu ki, filmi izleyen herkesin ortak konusu, filmden İstanbul görüntülerinin oldukça fazla olmasıydı. Toplamda 10 15 dakika İstanbul'u havadan, karadan izleyebiliyoruz. Helikopter çekimlerinin yoğunluğu İstanbullular için bir noktadan sonra sıkıcı hale gelse de, İstanbul'a henüz gelmemiş olanlar için yüksek ölçüde çekicilik içeriyor. Tabi filmin yurt dışında da gösterildiğini kabul edersek, o yıllara ait turisttik istatistikleri bir incelemek gerekiyor.

Her şey bir yana dursun film sonunu kabullenemiyorum. Havada kalan bir sona sahipti. Tabii 14 sene sonra gelen "Sazan Sarmalı" ile o açığı kapatacak mıydı? Bunu bilemezdik elbette. Serinin ikinci filminin geleceğini sezdiren bir sonla (kabullenemediğim) filmi bitirdik. Memnun kaldığımızı söylemek gerekiyor aslında her ne kadar eleştirsek de, o zamanların en iyi yapımlarından biri olduğunu söylemek yanlış olmaz.


Organize İşler Sazan Sarmalı (2.Film)

İkinci filme başlamadan önce ilk filmi tekrar izleme ihtiyacı duydum. Biliyorsunuz ki aradan 14 sene geçti ve unutulmuş sahneler olabilirdi. Filmler arasında oyuncu farklılıkları ve tabii ana tema dışında konularda farklılaşmıştı. Dolandırıcılık alanında çalışmaya devam eden Asım Noyan (Yılmaz Erdoğan) kızıyla arası bozuk, eski karısını kaybetmiş ve yeni sevgilisi Lerzan Berrak (Ezgi Mola) ile yaşamaktadır. Filmde Kıvanç Tatlıtuğ (Sarı Saruhan), Ahmet Mümtaz Taylan ve BKM ekibinden birçok ismi barındırıyor.

İstanbul'un önde gelen dolandırıcılarından Asım Noyan'ın kızının evleneceği adamın bir telefon sahtekarlığı ile kandırılıp tüm parasının çalınmasıyla başlayan ironi, kızının Asım Noyan'dan yardım istemek için görüşmesiyle daha ilginç bir hal alır. Erkek arkadaşına babasını Doktor olarak tanıtan Nazlı, bir takım yanlış anlaşılmalara sebebiyet verse de bir şekilde telafi etmeye çalışacaklar. Asım Noyan'ı doktor olarak izlemek gayet keyifliydi. Kıvanç Tatlıtuğ'u bu tarz tiplemelerle görmek pek mümkün olmasa da (Sarı Saruhan) pek sırıtmamış.

İlk filmle tek ortak paydası "dolandırıcılık konusu ve Asım Noyan'ın kızının büyümesi olmuş. Tabii filmin İstanbul'da geçmesi ve İstanbul'u daha az seyretmemiz de güzel durmuş. İster istemez bir kıyaslama içerisine giriliyor olsa da kendi içlerinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yılmaz Erdoğan filmlerinde farklı konukları görsek de bazı bazı, yinede BKM ekibinden bazen vazgeçmesi gerekmiyor mu sizce de?

İlk filmde oynamış olan Erdal Tosun'un anılması takdiri hak etti. Ata Demirer'in sahnelerinin de beğenildiği bir gerçek tabi. Senaryonun biraz sığ kalmış olması bile oyunculukları etkilemiyor tabi. Damadın biraz fazla saf olarak kaleme alınması, Asım Noyan gibi birinin kızına yakışmayacak tercih olmuş. Filmde ki arabayla kovalama sahneleri güzeldi.

Son olarak değinmeden geçemeyeceğim tek şey: Nil Karaibrahimgil'in ilk film için yazıp söylediği Organize İşler adlı şarkısının enstrümantal versiyonu ikinci filmde duyuldu. Hala sevilerek dinlenen bir şarkı olması filmin kalitesini ortaya koyar bence. İkinci film için yazılan "Burası İstanbul" adlı şarkı ise ilki kadar ses getirmese de yine sevilen bir soundtrack olmaya aday olduğunu düşünüyorum.

Emeği geçenlere saygılar, sevgiler...


VelESBİD Bisiklet Evi Festivali 2019

Eskişehir Bisiklet Derneği (VelESBİD) tarafından düzenlenen bisiklet festivalinden notlarımı aktaracağım. Öncelikle bisikletin yaşamımızdaki yerine biraz değinmek gerekir. Çocukluğumuza şöyle bir dönüp baktığımız zaman çoğumuzun imkanları dahilinde bir bisikleti olmuştur. İlkokul döneminden önce bisiklet sahibi olanları ben "şanslı" olarak görüyorum. Yoksa ilk karne gününüze dek beklemeniz gerekebiliyor., ya da daha fazla süren bir bekleyiş... Erken yaşlarda bisiklet ile tanışmak her ne kadar önemli gibi görünse de aslında bir eğlence aracı dışında kullanabilmek, devamlılık sağlayabilmek daha önemli bir konudur. Biliniyor ki bisikletin sağlık, spor, ulaşım, ekonomi ve sosyal faaliyet konularında birçok katkısı vardır. Bu vesileler ile birlikte şehirlerde bisiklet toplulukları kurulmuş ve yavaş yavaş resmileşme yolunda da hız kazanmıştır. 28-29-30 Haziran tarihlerinde Eskişehir Bisiklet Derneğinin düzenlediği festivalde bu amaçları barındırmaktadır.

Festivalin bir diğer amacı da görme engelli bisikletçiler ile beraber pedallamaktı. Bu konuda Eşpedal Derneği ile uyumlu bir süreç yürütüldü. Kısaca bilgilendirmek gerekirse; görme engelli bisikletçiler ile gören bisikletçilerin kullandığı iki kişilik bisiklet olan tandem (eşpedal) ile festivale katılım sağlanıyor. İki kişilik bisikletin kullanımı tamamen bir ekip işi olduğunun altını çizmeli ve aralarındaki tek farkın öndeki selede oturanın gidonu kullanma, bisiklete yön verme durumudur. Bunun dışında aynı efor ve aynı sürüş keyfini her iki pilot da yaşayabiliyor.

Eşpedal Derneğinin temel misyonu engelli ve engelsiz bireyler arasında yol arkadaşlığı kurmak olup,adil, bağımsız ve erişilebilir bir yaşamında savunuculuğunu sürdürmektir. Dernek hakkında detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

Eskişehir Bisiklet Derneği kendini şöyle tanımlıyor:
"3.12.2013 tarihinde Eskişehirli bisiklet dostları tarafından kurulmuştur. Kurulduğu günden bu yana derneğimiz; ulaşım, spor ve serbest zaman değerlendirme biçimlerini kapsayan bisiklet hareketinin geliştirilmesi amacıyla faaliyetlerini sürdürmekte ve bisikletseverlerin bir araya gelebileceği bir platform vazifesi görmektedir." Dernek hakkında detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.



Festivalin düzenlendiği alan hakkında detaylı bilgi vermek gerekiyor. Çünkü bu konuda önemli bir adım atmış olan derneğin gayreti takdiri hak ediyor. Şehir merkezine 11 km uzaklıkta Tepebaşı Belediyesi sınırları içerisinde sessiz ve sakin bir konuma sahip olan dernek evi, yani bisiklet evi, dernek üyeleri tarafından tadilat ediliyor. İki katlı betonarme yapının terası da var, mutfağı da var. Sıcak su imkanı ile duş alabiliyorsunuz. Evin ön ve arka bahçesinde çadır kurma alanları da mevcut. Aynı bahçede organik tarımla da ilgileniyorlar. Bu evin temel amacı ulusal ve uluslararası bisikletçilere bir istasyon olmak, bisikletçi konuklarını misafir etmek.

Festival alanına 27 Haziranda gittim ve çadırımı kurdum. O gün gelenler ve daha önce orada kalanlar ile tanışma faslı yaşandı. Orada olanlar arasında dikkat çeken biri vardı ki o da Budapeşte'den bisikletiyle çıkıp önce İstanbul'a uğrayan ardından Eskişehir'deki festivale katılıp buradan da Nevşehir'e yol alacak olan Macar misafirimizdi.

Festivale katılım ücreti olarak 175 TL ödendi. Bunların içerisinde sabah, öğle ve akşam yemeği; müze girişleri ve ara öğünler dahildi. Yine festival hatırası olarak bandana, Vel ESBİD logolu kupa bardak ve anahtarlık hediyeleri vardı. Gayet makul bir ücret olduğu söylenebilir.



28 Haziranda Haller Parkı'nda festival kayıt işlemleri yapıldı, bisiklet plakaları verildi ve kahvaltı yapıldı. İlk günün rotası şehir merkeziydi. Balmumu Müzesi, Devrim Arabası Müzesi, Kurtuluş Müzesi, Cam Müzesi, Odunpazarı Evleri ve Sazova Parkı gezildi. İlk günün rotası yaklaşık 35 km olarak hesaplandı. Tabi müze gezileri, akvaryum ve hayvanat bahçesi gezileriyle 10 km üzerinde de bir yürüyüş gerçekleşmiş oldu. Akşam kamp alanında eğlence düzenlendi, canlı müzik ve hediye çekilişleri de vardı.

İçanadolu bölgesinin haziran ayındaki gece soğuğunu hafife alanlar gece çadırlarına üşüyerek uyudular. Tabi onlardan biri de ben oluyorum. Hemen üşüyen biri olduğum için sadece benimle ilgili bir sorun olduğunu düşünüyordum. Sabah doğan güneşin sıcaklığı çadırın içine yavaşça dolarken kemiklerimin ısındığını hissedebiliyordum. Kahvaltıda herkesin konusu ortaktı, herkes üşümüş. Festivalin genelinde tek problem aslında buydu. Tabi buda kişisel bir problem.

İkinci gün Bozdağı eteklerinde yol aldık. Bazı bölümlerde sert yokuşlar vardı. Tabi her çıkışın bir inişi olacağını bildiğimiz için dönüş yolunda yaşayacağımız rahatlığı kestirebiliyordum. Eskişehir bölgesinde de Peri Bacaları vardı onları görmüş olduk. Köy meydanlarında ki molalar benim çok hoşuma gitmişti. Bir köy kahvehanesinden su almak istedim, "burada su satılmıyor, dışarıda çeşme var oradan su içebilirsin" cevabıyla biraz şaşırdım ama bu benim eksikliğimden kaynaklıydı. Dağlardan gelen suyun tadı, hazır sulardan kat kat iyiydi. Uzun ve kısa olarak ikiye ayrılan rota seçiminde çoğunluk uzun rotayı tercih etti. Buda yaklaşık 85 km'lik bir uzunluğa takabül ediyor.

Son gün yine benzer bir rotada ilerledik. Bu sefer yollar asfalttan çok patika yollarla doluydu. Dağa tırmanmak ve bulutlara yaklaştığını hissetmek çok keyifliydi. Burçak tarlalarının arasından asfalt yoldan akıp gitmekte ayrıca keyifli. 60 km'lik son günün sonu Kent Parkta bitiyordu. Dileyen ayrılabilir dileyen ise kampa devam edebilirdi. Ben bir gece daha kalmayı tercih ettim. Pazartesi günü de şehir merkezine inip Porsuk Çayında kahvaltı yapıp biraz daha gezindikten sonra şehirden ayrıldım.

Eskişehir'e daha önce dört beş defa gelmiş olsam da, bu gelişimin özel bir anlamı vardı benim için. Katıldığım ilk bisiklet festivali olmasıyla, Eskişehir'de ilk kez kamp yapmamla ve tanıştığım değerli insanlarla ayrı bir yere sahip oldu. Çok fazla konuşma fırsatım olmasa da tandemle katılan bir aile vardı. Çiftin çocuklarıyla beraber festivale katılması beni çok mutlu etti. İki kişilik bisikletlerinin arkasına çocuk koltuğu yerleştirip, anne, baba ve oğulları ile festivalin bence en renkli katılımcıları oldular.

Eskişehir Bisiklet Derneği üyelerine, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Odunpazarı Belediyesi ve Tepebaşı belediyesinin desteklerinden ve emeklerinden dolayı teşekkür ediyorum.

Festivallerde görüşmek dileğiyle...

Elysium (Yeni Cennet) Film Eleştirisi

Amerikalıların klasik uzay temalı filmleri gibi bir his uyandırsa da alt metninde yatan birçok sosyolojik olayın üzerinden de geçilmiş olduğunu izleyeceksiniz. Güney Afrikalı yönetmen Neill Blomkamp bir önceki düşük bütçeli filmi Yasak Bölge'ye göre neredeyse üç kat daha fazla harcama yapmış. Bütçe büyüdükçe içeriğin sadece görsel efektlerden meydana gelmesi, kimi izleyiciler için gayri samimi bir imaj yaratabiliyor. Nitekim "Yasak Bölge", Elysium'a göre biraz daha samimi bulunduğu yorumlar arasında yer almaktaydı. 2013 yapımı film, bilim-kurgu, aksiyon ve bir parça dreamın yer aldığı WB yapımıdır. Baş karakterimizde Max (Matt Damon), Kruger (Sharlto Copley), Frey (Alice Braga) ve Delacourt (Jodie Foster) yer almaktadır.

Hikayemize kısaca değinmek gerekirse; artık yaşanacak bir yer olmaktan çok uzaklaşmış dünyanın 2154 yılındaki halini Los Angeles örnekleminde izlemekteyiz. Yıkık dökük sokaklarda robotlar nezaretinde yaşayan insanlar (bir nevi köleler) ağır şartlar altında çalıştırılmaktadırlar. Max, ağır radyasyonlu işlerde çalışmaktadır. Diğer tarafta ise Elysium, yani "yeni cennet" dediğimiz ancak sayıları sabitlenmiş zengin insanların yaşayabildiği, olabildiğinde sağlıklı ve sonsuza kadar devam etmesi planlanan alternatif bir yaşam istasyondur. Dünya ile Elysium arasında mekiklerle ulaşım sağlanmakta ve Elysium kimliğine sahip olmayan hiç kimse oraya gidememektedir. Ve malumunuzdur ki herkes oraya gitmek istemektedir. Çünkü tedavisi mümkün hastalıklar bile dünyada artık yanıt bulamamaktadır.

Filmin alt başlıklarından biri de: Kapitalist sistemin günümüz oranla hiçbir şey değiştirmeden devam etmesi olarak tanımlanabilir. Varlıklı insanlar kendilerine daha rahat ve konforlu bir hayatın peşinde tüm güçlerini kullanırken, yoksulların karın tokluğuna en ağır işlerde çalışıp yaşam mücadelesi vermesini görüyoruz. Zenginler daha da zengin olmak için olağanca şiddetlerini esirgemeden sunuyorlar. Birilerinin bu duruma baş kaldırması gerekiyor öyle değil mi? Bu baş kaldırı ancak çok mecbur kalınan bir olayın ardından gelişebilirdi. Ölüm kalım meselesi gibi mesela...

Robotlar tarafından sıkı bir disiplin altında yönetilmek hissi, korku verici. Senin kalp atışlarına göre muhtemel bir suç işleme olasılığını hesaplıyor ve ona göre önlemini alıyor, seni tutukluyor mesela. Fabrikalarda insan emeği yerine robotların çalıştığı ve yine insanların çalışabileceği kısıtlı iş alanlarından birisininde robot üretimi olduğunu düşünürsek, insanlar için karanlık bir son 2154 yılıyla öngörülmüş. Bu kadar yakın zamanda dünya düzeninin alt üst olacağına inanmıyoruz Çünkü iyi niyetli düşünmek istiyoruz. Umutlarımız dünyanın hep daha iyi bir yer olması yönündedir. Oysa bunu gösteren pek bir emare görünmüyor öyle değil mi? Her tarafta savaş ve açlık sorunları yıldan yıla büyüyerek ilerliyor.

Jodie Foster canlandırdığı karakter için biraz büyük gelmiş gibi. Matt Demon, yerinde tercih olmuş dedirtiyor. Sharlto Copley, Neill Blomkamp'ın bir önceki filmine göre gece gündüz farkıyla karşımızda, olmuş diyelim yinede. ve Alice Braga, annelik içgüdülerini bize hissettirdi. Başarılı oyunculuk, başarılı senaryo ve düşündüren ana fikir bende olumlu izlenimler bırakıyor.

Şampiyon (Bizim İçin) Film Eleştirisi

7 Aralık 2018 vizyon tarihli ve Ahmet Katıksız yönetmenliğindeki 129 dakikaya sığdırılmış bir biyografinin dramını izliyoruz. Türkiye'nin en çok tanınan jokeyi Halis Karataş ve onun efsaneleşen yarış atı Bold Pilot'un tanıştıkları ilk günden itibaren aralarında gelişen dostluğun samimiyetiyle perçinlenen Bold Pilot'un sahibinin kızı ile yaşadığı aşkın hikayesine tanıklık ediyoruz. Özellikle yaşanmış bir hikaye olması ve bunun beyaz perdeye başarılı bir şekilde aktarılmasında emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

Bu filmi izledikten sonra çok farklı duygulara sahip olacağınızı söylemek pekte abartılmış sayılmaz. Efsane yarış atı olan Bold Pilot'un canlandırılmasında beş farklı atın kullanıldığını öğreniyoruz. Bu farklılıkları çok başarılı bir şekilde kamufle etmişler. Bold Pilot'u canlandıran atlarda aöyle güzel sekanslar yakalanmış ki, ne kadar emek sarf ettiklerin tahmin bile edemiyorum. Müthiş zahmetli bir iş ve sonucu harika biten bir yapımdır. Halis Karataş'ı canlandıran Ekin Koç ve Begüm karakterini canlandıran Farah Zeynep Abdullah'ın uyumuyla birlikte Özdemir Atman'ı (Bold Pilot'un sahibi) canlandıran Fikret Kuşkan'ı da kutlamak yerinde olacaktır.

Halis Karataş, Sivas'ta yaşamaktadır. Abisinin ölümüyle sonuçlanan at sevgisi yıllar geçse de değişmemiştir. Jokey olmaya karar verdiğinde kendini İstanbul Veli Efendi Hipodromunda bulur. Bir zamanlar Türkiye Jokey Kulübü başkanlığında da bulunan Özdemir Atman ile tanışır ve onun sunduğu imkanlar doğrultusunda Bold Pilot ile tanışır ve yarışlara hazırlanmaya başlarlar. Patronun kızı Begüm Atman'la tanışır ve kısa sürede karşılıklı bir sevgi çemberinin içinde buluşurlar. Tabii ki bir çatışma noktası olacaktır. Bu sanılacağı gibi zengin kız fakir oğlan melodramından farklı olarak bizlere yansıtılmamıştır. Onların aşkı birçok engelin ortadan kalkması için bir kıvılcım olacaktır. Begüm kanser tedavisi görmektedir ve Halis ise onun yaşama tutunması için uygun koşulları hazırlamaktadır.

1996 yılı Gazi Koşusunda 2.26.22'lik rekoru hala kırılamayan Halis Karataş ve Bold Pilot'un gerçeğiyle neredeyse birebir çekilen yarış görüntüleri tam bir ekip işi olduğunu apaçık gösteriyor. Her yarış sahnesinde heyecanımızı bir an olsun kaybetmeden izliyoruz. Çünkü umudun galip gelmesini arzuluyoruz. Tüm yarışlarda geriden gelip birinciliği alan Bold Pilot ve Halis'in bizlere de bir mesajı var:

"insan, yarışlara bir gün mutlaka yenileceğini bile bile katılır."

Bizler umudumuzu hep kenara köşeye saklarız. Bazen doğru zamanı bulmak için geç kalırız, bazende erkenden harcarız. Umut öyle bir şeydir ki: "ya hep ya hiç" zıtlığının arasındaki ince çizgide patlamayı ister. Bold Pilot aslında umutlarını unutmuş insanlara bir farkındalık yaratmak için koşuyor. Koşuyor ve başarıyor! Bold Pilot geliyor!

Filmin sonunda Halis Karataş ile yapılan küçük bir röportaj, Gazi Koşusundan görüntüler ve Emre Tilev'in sunduğu spor haberlerindeki Bold Pilot'un ölüm haberi de yer almaktadır. Aramızdan Bold Pilot adında bir efsane gelip geçerken, bir diğer efsane; yaşayan efsaneye Halis abiye de sevgilerimizle...


Begonvil..

Yağmuru neden bekler insan?Kimine göre huzurdur kimine göre hüzün.Bu sabah bana gökkuşağını görmem için bir nedendi oysa..Sabah 8:27 idi.Hayatımdaki hiçbir ses bana böyle güzel 'GÜNAYDIN' dememişti.Bugün öylesine bir uyanış değildi.Kaç sabah gülerek uyanır ki bir insan?Teşekkür ederim..

Dün gece içim ısındı ilk defa..Bir gülüş ya da bir bakış nasıl ayaklarını yerden kesebilir?Hala daha kendime gelemiyorum.Gökyüzü bulutlu falan değil bugün..

Kendi bahçemi düzenlemeye karar verdim artık.Yepyeni begonviller ekiyorum.Yağmurum yetiyor onları sulamaya.Rengarenk olacaklar biliyorum.Gökkuşağını bahçemde yaşayacağım.Hele ki o naif kokusu..İnsanı sarhoş etmeye yetecek kadar büyülü..İçime çektikçe büyüyorum..Büyüdükçe içime çekmeye devam ediyorum.Aklı başında bir sarhoşluk kadar güzeli olamaz..Bahçem çok güzel olacak inanıyorum..

Bir şişe Müzeyyen açıp arka fonda çalan şarkılara eşlik etmek ve bunların hepsini yaparken mutluluktan uçmak..Kulağa imkansız gibi gelse de şarkılar hep seni söyler bana artık.Elbet bir gün buluşacağız derken meğer haklılarmış.Bak buldum seni işte..Yarım değilim artık.Tamamlanıyorum..Geceleri rüyamda ismini sayıklıyorsam eğer kulağıma bıraktığın ezgilerdir sebebi..Ben artık gece olamam ki..Gülünce gözlerinin içi de gülerken benim güneşim batamaz artık..

Yükseliyorum..Başım bulutlara varıyor..Kendi filmimi izliyorum artık ben.Kocaman bir hayat salonun da seninle en önden hemde..

Hoşgeldin..