Fi - Dizi Analizi

"Fi, deneyimin içinde kaybolmak yerine korkmadan deneyime sahip olmanın yolculuğudur. İçinde bolca bulunan manipülasyon, seks, aldatma ve aldanma hikâyeleri belki herkesin dikkatini çekebilir ama gerçeklerden yola çıkılarak ulaşılmak istenen yerde sadece farkındalık vardır.

Fi güzelliğin lanetlendiği, zekânın yağmalandığı, iyinin kurban edildiği ve kasaba kurnazlığıyla yönetilen bu gezegende, içine doğduğumuz bu kutsal hayatı kutlamak için yazılmıştır. Kendi potansiyelini keşfetme cesareti gösterebilmiş gerçek kişilere, çatlama cesareti gösterebilmiş tohumlara adanmıştır. Bir kişiye duyulan aşktan daha acımasız bir şey var mıdır?"

Fi kitabının arkasında yer alan cümlelerdi bunlar. Akilah Azra Kohen'in Fi-Çi-Pi üçlemesinin ilkidir. 2013 yılında raflardaki yerini almış ve 600 sayfalık bir kalınlığa sahiptir. "Bu hikayenin sadece inanılamaz tarafları gerçektir" sloganıyla yola çıkmış ve hatırı sayılır bir satış oranı elde etmiştir. Konusunu "insanların ihtirasları" olarak özetlemektedir. Altın Oran anlamına gelen "Fi"nin yazarı "Akilah" mahlasını kullanmaktadır. 




Dizi 60 dakikayı aşmamakla beraber internet ortamında izlenmektedir. Televizyonlardaki uzun süreli dizilere naçiz bir tepki, aynı zamanda da sansürsüz tavrıyla "gerçeklik" duyusunu izleyiciye naklediyorlar. İnternet'te yayınlanan ilk dizi veya ilk sansürsüz dizi örneği gibi yakıştırmalar yapılıyor fakat bu "ilk" kelimesi sanırım sadece şu şekilde doğrulanabilir: İnternet'te yayınlanan ilk kitap uyarlaması dizidir. Bu daha yakışıklı oluyor.

Dizinin oyuncu kadrosunda güzel isimler yer almakta. Ozan Güven, Mehmet Günsür, Berrak Tüzünataç, Serenay Sarıkaya temelli;Özge Özpirinçci, Osman Sonant, Büşra Develi, Sezin Akbaşoğulları, Tülay Günal Çimenser, Cengiz Cavadzade, destekli kadrosuyla kaliteyi yüksek tutuyorlar. Konuk oyuncu olarak Cem Yılmaz'ın katıldığını da eklemekte fayda var. Temel oyuncu kadrosuna birçok isim önerisi gelmesin rağmen, hatırı sayılır kitle de kadronun yerinde olduğunu yorumlarında bildirmektedir. Tabi birçok yorumda özellikle kitabı okuyan kitleden söz ediyorum, oyuncu seçimlerini beğenmiyorlar. Belli ki kitabı okurken hayal ettikleri karakterlerin dizideki yansımaları onlar için hayal kırıklığı olmuş. Tamamen göreceli bir konudur, kişiye göre ciddi farklılıklar göstermektedir. 

Ozan Güven'in canlandırdığı Can Manay karakteri için ilk intibaların olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Karizmatik duruşu, jestleri, soğuk bakışları, bilgeliği, aşırı özgüveni ve başarılı psikiyatrist rolüyle ortaya çıkmış narsist kişilik bozukluğu kendisini ilgi çekici karakter haline getirmiş ilerleyen bölümlerde ise sahip olmaya çalıştığı kadın için yaptığı sıra dışı oyunların izleyici de ekşi bir tat bıraktığı söylenebilir. Altın orana takıntısı, bir bardak su isteyişi, Eti karakterine ani sarılışları ve sarıldıktan sonra aksi cümleler kurması vesaire... Duru için sınırlarını zorlayan biridir. Aslında tüm bunları aşk için yani saflık, güzellik, güven ve sadakat barındıran bir duygu olan aşk için yaptığını düşününce, kendimizi Manay Paradoksunun içinde buluyoruz. Oyunculuk başarısı kusursuz.

Arzulanan kadın olan Duru, dans için, kariyer için, başarı için ve istediklerini elde etmek için dünyaya gelmiş bir varlıktır. Bencilliği göze çarpan ilk özelliğidir. Kitapta hayal edilen Duru karakterine benzemediğini iddia  eden bir çok izleyici ile karşılaşabilirsiniz. Bunun temel nedeni Serenay Sarıkaya'nın Med Cezir dizisinde aldığı rolden ileri gelmektedir. Eğer yer aldığı ilk proje bu olsaydı yapılan yorumlar evrim geçirebilirdi. Şu da bir gerçek ki önceki dizisine göre oyunculuk anlamında ilerleme katettiği bir gerçektir. Deniz ile sevgililik faslı iki kavga bir sevişme olarak ilerlerken, Can Manay'ın ilgisine de net bir tonlamayla "hayır" diyememektedir. Sevgilisi tarafından hayatının merkezi olmak istemekte fakat bunun olamayacağını da gün geçtikçe farkına varmaktadır. Bu ve buna benzer sebepler ile mutluluğu dışarıda arayan kadın durumuna düşmek zorunda kalmıştır. Çünkü Can Manay, Duru'nun isteklerine cevap verebilecek etrafındaki tek erkektir. Öyle ki Manay, Duru için her şeyinden vazgeçmeye hazırdır. İlk bölümlerde dans çalışmalarıyla o kadar ön plana çekildi ki, bunu da dizi için aldığı dans eğitimlerine borçluyuz. İcra ettiği sanat konusunda bir hakimiyetim olmasa da göze hitap noktasında başarılı olduğunu söylemek yerinde olur. Aynı başarıyı canlandırdığı Duru karakterinde bulamadığımızı da eklemek doğru olur. 

Avrupa'nın temsili Türk erkeği Mehmet Günsür'ün karakteri Deniz hakkında söylenecek enteresan bir not yok. Hayatının merkezine sanat okulunu almasıyla burnunun ucunda olup bitenlere Fransız kalması, akademisyenleri öğrenci dostu, hatta sırdaşı gibi göstermesiyle, piyanoyu çalıyormuş gibi yaparken, "aslında gerçekten de çalıyor mu?" gibi düşündüren başarılı oyunculuğuyla temiz aile çocuğudur. Herkesin "eşit" olduğunu vurgulayan konuşmalarına tahammül edemeyen, pire için yorgan yakan bir sevgilisi var. 

Sadık Murat Kolhan karakteri paranın gücüyle varlığını sürdüren aile hayatında başarısız sonuçlar almış patron kişidir. Berrak Tüzünataç'ın canlandırdığı Özge karakteriyle pek alakalı görüyoruz kendisini. Gazeteci olan Özge Egeli'nin tüm gayesi Can Manay'ın gerçek kişiliğini ortaya çıkarmak olduğunu düşününce sığ bir karakter varsayımını yapabiliriz. Gel gör ki öyle değil işte. Cinsel eğilimlerinin farklı olduğunu bildiğimiz Özge karakterini bu konuda oldukça üstü kapalı işlendiği notunu düşüyorum. Sert, agresif ve inatçı halleriyle "helal olsun" dedirten kadın rolüdür. Sadık Bey ile bir ilişki düşünmediğini de ekleyelim.

Büşra Develi'nin payına da "Bilge" karakteri düşer. Adının hakkını veren bir öğrencilik dönemi geçirmektedir, Can Manay'ın radarına takılır, asistanı olur, hayatını değiştiren adam olduğuna karar verir. Aşık mıdır? Öyle düşünülür ama değildir fazla itaatkar ve sadıktır. Sıkıntılı bir baba ve engelli bir kardeşe sahiptir. Kendi halinde, sınıf arkadaşlarının ödevlerini ücret kaşılığı yapan, sınıfın inek modeline örnek gösterilebilir, ürkek ve birilerine, bir şeylere zarar vermekten kaçınan sade, zeki vatandaş. 

İnternet ortamında ilk üç bölümünün 10 milyondan fazla izlendiği, Vodafone Red'in sunduğu, sansürün olmadığı, reklamların göze aşırı sokulduğu iddia edilen 12 bölümlük bir projedir. Görüntü kalitesiyle alkış tuttuğumuz, yönetmenliğini Mert Baykal'ın yaptığı, arkadaş tavsiyeleriyle yayıldığını düşündüğüm dizidir. 60 dakikayı geçmemesi ve sansürsüz yayının kalitesine bizleri ulaştırdıkları için teşekkürlerimizi sunarız. Ay Yapım tarafından desteklenmektedir. 

12 Bölümü ardı sıra izlediğimizi düşünürsek, temposu hızlı başlayan, sonlara doğru ritmi düşen ve 11.bölümüyle şaşırtan finaliyle de garip tepkiler alan, genel bakışıyla başarılı olan dizidir. Hala tavsiye üzerine başlamadıysanız Fi'ye bir şans verin. Emin olduğum tek şey piyasa dizilerinden çok daha farklıdır. Bir avrupa tadı alabiliyorsunuz. Bir sezonda baştan sona sadece iki şarkı dinliyorsunuz bunlarda yeniden düzenlenmiş arejmanlar olunca tadı da farklı oluyor elbette. Uzun İnce Bir Yoldayım şarkısı favorim olmuştur. 


Akılda kalan repliklerden bazıları şunlardı:


  • Kim bi uçurumun kenarında açan menekşeyi alkışlar. Kim çok güzel doğdu diye ayı takdir eder. Ne menekşenin ne de ayın onaylanmaya ihtiyacı vardır. Biz kırda açan çiçek, gökteki ay değiliz. Bizi mağaradan çıkaran, uzaya gönderen ‘işini en iyi yap’ motivasyanu olamaz. Davut heykelini resmettiren, okyanusları aşdıran, atomu parçalatan güç bilinme isteğidir. Herkes gizli bi hazinedir. Herkes bilinmek ister.
  • İlahi bir işarettir bu. Bir çağrı. Hayatın boyunca o anı hatırlarsın. Çünkü o andan sonra hayatın eskisi gibi olmaz. Herkes keyfine bakarken biz nefesimiz kesilene,bitap düşene, bayılana kadar çalışırız. Uyumayız, yemeyiz, gezmeyiz, yaşamayız. Bedenimizi ruhumuzu hayatımızı bu tutkuya adarız. Biz verdikçe o ister. Bencildir kavgacıdır serttir. Kendinden başka hiç bir şey istemeyecek kadarda kıskançtır. Senden her şeyini ister. Emeğini, zamanını, enerjini. Sende kanının son damlasına kadar istekle şevkle verirsin. Her şeyi yaparsın. Bu acayip bir tutku. Bu fena halde hastalık.
  • Herkesin senin hakkında bir fikri var. Tanımları, sıfatları, sözcükleri.. Nasıl birisin, ne istiyorsun, neleri seversin, hayallerin nerde başlıyor, nerde bitiyor… Sen; birinin aşkısın, annenin kızı, babanın oğlu, başarılı, ezik, yetenekli, sünepe, güzel, çalışkan, merhametli, acımasız, kıskanç ya da sinsi… Başkalarının senin hakkında söylediklerini kendi gerçeğin sanabilirsin… Başkalarının hayallerini kendi hayallerin sandığın gibi. Gerçekte ne olduğunu sadece bir şekilde anlarsın: Seçim yapmak zorunda kaldığında. Ancak seçimlerin, sana ne olduğunu gösterir…

PuhuTV aracılığıyla izleyebilirsiniz. Altın oran hayatın içinde gizlidir. Görmek için hissedin.